|
otarafa: burjuvazinin kucağında | butarafa: S. Duman ve Bedri Baykam |
S. Duman ve Ömer Uluç
|
06.01.2007
Ömer Uluç’un her çalışmasına kefilim.. Ressamlarımıza çamur atmak bahanesi ile Ömer Uluç’a saldıranların karşısına kale kapısı gibi dikilirim.. Ömer Uluç’un tek bir çalışması dahi kopya değildir.. Ayrıca “İSKİ’nin sanatçıya sponsor olduğu” lafları arsızca bir dedikodudur.. Vatan gazetesinin hafta sonu eki “Bizim Kahve”nin büyük jüri üyesi olarak.. Aha! Daha cümlenin yarısına varmadık sinirim bozuldu.. “Büyük Jüri Üyeliği” gibi ağır abilere yakışan kelli felli bir unvanla “Bizim Kahve” logosunun yaptığı çağrışım örtüşmüyor.. Karizmamı bozuyor.. Nobel jürisinden bir üyenin bastırdığı kartvizitteki isminin altına “Talat’ın Kahvesi’nde Ocakçı” şeklinde not düşmesi gibi bir şey.. Bu kartvizitle kız istemeye gitsen, kızın anası Rio Pastanesi’nden alınma pasta kutusunu eline tutuşturup kapıyı gösterir.. “Oğlunuz ne iş yapıyor?” “Bizim Kahve’nin büyük jüri üyesi.. Yakında jüri başkanı olacak inşallah!” “Hayırlı işleeer!” *** Bakın işte.. Kafam dağıldı, fikrim saçıldı.. Kendime yakışıklı bir unvan bulma işini sonraya bırakayım “resim sanatı sorunsalına” döneyim.. Bizim jüri tarafından “Yaşayan en büyük beş Türk ressamından biri” seçilen Ömer Uluç’un canını bazı resim cahilleri sıktı.. Bizim Kahve’de görüş belirtmişler.. (Olmuyor işte.. Kahve lafı girdi mi işin ciddiyeti kalmıyor..) “Türk ressamları kopyacı demişler..” Bizimkilere resmen fotokopi makinası muamelesi yapmışlar.. Ömer Uluç da haklı olarak sinirlenmiş ve cevap vermiş: “Bunu ıspat edenin kapısında ömür boyu bedava resim yaparım..” HAVADA BULUT Ben iddianın doğru olduğuna inanmıyorum.. Özelikle de Ömer Uluç’un resmi söz konusu olunca.. Velev ki doğru diyelim.. O zaman da ıspat etmeye kimsenin yüreği yetmez.. Türkiye’de Ömer Uluç’un kapısında sabah akşam resim çizmesine katlanacak bir cesur yürek olduğuna da inanmıyorum.. Kaldı ki sanatçının çalışmalarını yakından izleyen biri olarak Ömer Uluç’un kimseyi kopya etmediğine bizzat şahitlik ederim.. Kendisi de kopya edilemez bir kişidir.. Resimlerini tanımaya yeni yeni başlamıştık.. O vakitler İstanbul’da bir şiaya dolaştı.. “Paris’ten bir ressam gelmiş arkadaş inanamazsın.. Bir bulut resimleri çiziyor bu kadar olur..” Bu bulut meselesi önemli.. Ömer Uluç’un memlekete yeni geldiği zamanlar.. İstanbul’a su veren cümle barajlar kurumuş.. Susuzluktan çatlıyoruz.. Belediye Başkanı iki bulutu yan yana gördü mü tayyare uçurup, o bulutların tepesine konduruyor.. Pilot yukarıdan yağmur bombası atıyor.. Bombanın faydası olmadı demiyorum.. Lakin Ömer Uluç’un çizdiği bulut resimleri sayesinde iki yıl içinde bütün barajların lebeleb dolduğunu biliyorum.. İstanbul o yıllarda yağmuru bol Londra’ya döndüyse, bu Allah koluna kuvvet versin Ömer’in çizip çizip havaya saldığı bulutlar sayesindedir.. Ömer Uluç o dönemde asla başka konu işlemedi.. Gözünden yaş damlayan mavi gözlü bebe resimleri çizse köşe olurdu.. Yapmadı.. *** İstemezleri hakkında “Sponsoru İSKİ.. Anlaşması var, başka resim çizemez..” söylentisi çıkardılar.. Hatırlıyorum da ünlü galerici Rafi Portakal o günlerde iki Ömer Uluç tablosu alana, promosyon olarak bedava bir şemsiye veriyordu.. BORU MERAKI.. Ömer Uluç birden tema değiştirdi.. Bulutlu resim çizmeyi bıraktı, birbirine sarılmış boru resimleri çizmeye başladı.. Önce bulutları boru şeklinde dürdü.. Baktı ki iş tuttu.. Doğrudan tuval üzerinde boru imalatına girişti.. Bakın, sanatçıyı besleyen sosyal şartların Türk resmini nasıl etkiledi? Barajlar dolmasına dolmuş.. Ancak belediye adamları “İstanbul’un su tesisatı eskimiş.. Şehre verilen suyun yüzde kırkı yer altına sızıyor” diye konuşuyor.. Baktık ki medyada “Boruları yenileyelim, yenilemeyelim..” tartışması başlamış.. Ömer Uluç’un bulut resimlerinden birbirine dolanmış plastik boru resimlerine yatay geçiş yapması tam bu tartışmanın orta yerine denk geldi.. Konuşmalardan esinlenen sanatçının “Ya Allah! Ya Settar!” demesiyle, tuvale boru resimleri döktürmesi bir oldu.. *** Sanatın gücü budur arkadaş! Evlerimizdeki alafranga kenefi şehir kanalizasyonuna bağlayan o boruların resme dökülmesinden doğan güzellikler tarif edilecek gibi değildi.. Borular önce kalındı.. Ömer zaman içinde çaşıtlamaya girişti.. İnceltti.. Sonra onları birbirine dolayıp, öyle şekiller çıkardı ki.. Peh peh peh! Onun sanatını bilmeyenler, tablolarını uzaktan gördüklerinde “Çiftleşme mevsimindeki solucanların..” fotoğrafı sanıyordu.. HEYKELİ DE VAR İstanbul zenginlerinden her biri, konaklarına Ömer Uluç’un elinden çıkma “sarma borulu tablolardan” üçer beşer astılar.. Bütün plazaların duvarları boru resmi doldu.. Bu tercihte ressamın bir günahı yok ama sonradan görmeler özellikle Ömer Uluç tablolarını kapış kapış alıyorlardı.. Çünkü “tablonun başı kıçı belli olmadığından” nasıl asarsan as, hata yapmış olmuyordun.. Türkiye’nin en ünlü avukatlarından Ahmet Bey’in sırf ihtiyaç fazlası Ömer Uluç imzalı “borulu tabloları” asabilmek için Tarabya’daki evine kaçak kat çıktığı dedikodusunu o günlerde duydum.. *** Ev dediğin dört duvar.. Milletin tabloları üst üste asacak hali yok ki... Bu ihtiyaç üzerine “borulu heykel” fikri doğdu.. Üstelik imalatı resimden daha kolaydı.. Plastik boruları alıyorsun.. Birbirine dolayıp bir kitle yaratıyorsun.. Üzerine biraz boya sıkıyorsun.. Oluyor sana “düşünen boru” heykeli.. Ne yazık ki Ömer’in heykel sanatına yaptığı katkı, resmi kadar iyi anlaşılmadı.. Bir heykelini eline alıp, sattığı bankanın genel merkez binasına gitmiş.. Elinde dürülmüş borular, asansöre binmiş.. Asansörde kendisiyle aynı yaşta bir adamcağız varmış.. Heykeli işaret edip “Beyefendi benim de başıma geldi.. Bunu tamir ettireceğim diye hiç uğraşmayın, yapamazlar..” demiş.. Biz böyleyiz.. Bizde sanatçının kaderi budur.. Anlaşılmamak.. |
boşlukları doldurun
bunlara da göz atabilirsiniz:
|
otarafa: burjuvazinin kucağında | butarafa: S. Duman ve Bedri Baykam |
iletişim - şikayet - kullanıcı sözleşmesi - gizlilik şartları |